Avrupa’nın Ağabeyi Almanya


2 ayrı dünya savaşının sebebi ve mağlubu olan Almanya, nasıl oluyor da hala Avrupa’nın en büyük, dünyanın da en büyük 4. gücü olabiliyor? Nasıl oluyor da en iyi üniversiteleri ve en önemli bilimsel buluşları bünyesinde barındırabiliyor? Yanıt çok basit;

Napolyon, Fransız ordusuyla birlikte Avrupa’nın en büyük imparatorluğunu kurmuştu. Tabi ki fetihler sırasında Avrupa’nın merkezinde bulunan Almanya’yı da es geçmedi ve 27 Ekim 1806 tarihinde Almanya’nın siyasal birliğini parçalayan bir sefer düzenledi. Gerek konumu gerek tarihte yaşadığı büyük kayıplar nedeniyle Almanya, Avrupa’nın savaş meydanı olmuştu. Bu hengâmenin merkezinde kalan Almanya, Vest Palya Antlaşması ile siyasi olarak parçalandığını resmen kabul etti ve ülke 314 federal bölgeye ayrıldı.  İsmi, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu olmasına karşın güçlü bir merkezi birliği de yoktu. Schiller’in sözleri o dönemi tam olarak açıklar nitelikteydi :  “Almanya mı? Nerede? Öyle bir yer göremiyorum”.

19. Yüzyılda Bir Alman’ın Rüyası: Birleşme ve Özgürlük

Friedrich List (1789-1846)

1814 yılında Napolyon ağır bir yenilgiye uğradı. Bunun sonucunda 38 federal eyaletten oluşan Federal Almanya kuruldu. Ama yine bir merkezi güçten bahsetmek oldukça zordu çünkü Federal Almanya’nın kurulmasını sağlayan Britanya ve Rusya, Avrupa’nın merkezinde güçlü bir Alman devleti istemiyorlardı. Ama yine de parlak fikirli bir Alman bu durumun, halkı için iyi bir başlangıç adımı olduğunu görmüştü. Friedrich List 19 yy. da yaşamış oldukça zeki bir ekonomisttir.

Avrupa’nın savaşlarla çalkalandığı bu dönemde List barışçıl ve kademeli bir şekilde Almanya’yı birleştirme rüyası içinde yaşıyordu.  Almanya için durum içler acısı ve umutsuzdu. Avrupa’nın tam orta yerinde süper güçlerle rekabete girme çabası olan Almanya, kendi içerisinde 38 farklı parçaya bölünmüştü. Öyle ki eyaletler arası her geçişte bir gümrük vergisi alınıyordu. Ticaret yapmak çok zor hale gelmişti. Vergiler, lojistik masraflarını geçiyordu.  List, öncelikle bu sorunu çözmesi gerektiğinin farkındaydı ve ekonomik bir birleşme için canla başla çalıştı. Eyalet eyalet dolaşan List, bir gümrük birliği anlaşması yapmaya çalışıyordu ama başarılı olamıyordu, kimse bu fikre sıcak bakmıyordu. Ama çabaları bir gün sonuç verdi ve en büyük eyalet olan Prusya, 1 Ocak 1834 yılında 18 federal eyalet arasındaki gümrük duvarını yıkmıştı. Almanya’nın gümrük birliği, Prusya önderliğinde kurulmuş ve ticaretleri beklenmedik bir şekilde canlandırmıştı. Buna tanık olan diğer eyaletlerin de birliğe üye olmaktan başka çareleri kalmamıştı. Ardından Prusya merkezli bir demiryolu ağı kuruldu ve 19 yüzyılın ortalarına doğru Almanya bu ekonomik birleşme sayesinde Güneş Batmayan Ülke olarak bilinen İngiltere’nin ve Fransa’nın ardından Avrupa’da gerçekleştirilen toplam Endüstriyel üretimde 3. Sıraya yerleşmişti.

Eğitim En Büyük Silah!

Otto Von Bismarck (1815-1898)

List’in rüyası gerçek olmuştu, ekonomik birleşme tam anlamıyla gerçekleşmişti ve ulus devlet olma yolunda sadece bir aşama daha vardı “Siyasi Birleşme”. Bunu sağlamak adına 1848 yılında burjuvaların gerçekleştirdiği demokrasi devrimi başarısızlığa uğradı. Bu noktada bayrağı devralan Otto Von Bismarck 30 Ekim 1862 tarihinde Prusya’nın yeni başbakanı oldu ve yaptığı ilk konuşmada “Bulunulan konumdan kurtulmanın yolu konuşmaktan değil, kan ve demirden geçer.” mesajını verdi. Önce Danimarka ardından Avusturya ve son olarak Fransa karşısında ulaştığı zaferlerle 18 Ocak 1871 yılında Versay şatosunda Almanya İmparatorluğunun kurulmasında önemli katkılar sağlayan Bismarck, bu zaferlere ulaşma yolunda Dünya’nın en güçlü silahını kullanmıştı. 65 yıl önce Napolyon karşısında yaşanan hezimetten sonra ağır savaş tazminatlarının ödendiği o yıllarda bu silah gizliden gizliye hazırlanıyordu. Bu silah eğitimdi. Prusya eğitime ilkokuldan beri inanılmaz bir şekilde özen gösteriyordu. Öyle ki kral saraylarda ihtişam içerisinde yaşamak bir kenara dursun prensin büyük sarayını üniversite olarak bağışlamıştı. Dönemin şartlarına göre üst düzey bir eğitim verilen Prusya’da okullara kaydolan öğrencilerin oranı gözle görülür şekilde artmıştı. Öğrenim ve askerlik vatandaşlık görevi haline gelmişti ve bu durum Almanya İmparatorluğunun ihtişamlı bir şekilde dünya sahnesine çıkmasına olanak sağladı.

Mekanın Sahibi Geri Dönüyor

Tüm o zor dönemlerin içerisinde eğitime bu kadar önem veren Almanya için modernleşme kaçınılmazdı. Disiplinli çalışma ve eğitim Almanya’nın en büyük kaynağı olmuştu. Tüm bunlar sayesinde 2. Sanayi Devrimi 19.yy.’da Almanya’da gerçekleşti. Bilim ve teknoloji alanında Avrupa’da ekonomik olarak üst basamaklara tırmanan Almanya, birleşmeden 40 yıl sonra kömür ve çelik üretiminde Avrupa’nın, kimya endüstrisiyle dünyanın zirvesindeydi. Bilim ve eğitime önem veren Bismarck, Almanya’nın gelişmiş ülkelere yetişmesi için gerekli formülü bulmuştu “Ekonomiyi teşvik etmek için ülkeni güçlendir. Ulusal politikalar ve düzenlemelerle ekonominin yönünü tayin et ve ülkenin gücünü kullanarak dünyadaki ilk toplumsal refah sistemini kur.”  Bu formül Almanya’yı hiçbir zaman düş kırıklığına uğratmayacak ve her mağlubiyetten sonra bu formülü kullanarak tüm sosyoekonomik yaralarını kolaylıkla tedavi edeceklerdi.

Bismarck’ın görevi 
bırakması üzerine 1890’da
yayımlanmış bir karikatür.

Çocukluğunu Napolyon’un Avrupa’da yarattığı yıkımın içerisinde geçiren Bismarck, yarattığı gücün farkındaydı ve bu gücü kullanırken oldukça dikkatliydi. Avrupa’nın bir büyük karmaşayı daha kaldıramayacağının da farkındaydı ve Avrupa’da güçler dengesini korumak istiyordu. Ama bir gün o da gücünü kaybetti ve görevini bıraktı. Yıl 1890, Kral II. Wilhelm, Almanya’nın ve dolayısıyla Bismarck’ın yaratmış olduğu o büyük gücün de hâkimi oldu. II. Wilhelm aracılığıyla hem ekonomide hem sanayide hem de bilimde çığır açan birleşik ve güçlü Almanya, Prusya militarizmi ile birleşerek ve Avrupa’yı bir dünya savaşına doğru sürükledi.

Yeniden Kayıplar

Almanya bu savaşın sonucunda saramayacağı kadar çok yara almıştı.  Tarihin gördüğü en ağır şartları içerisinde barındıran Versay Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar. Bu antlaşma sonucunda, Sedan savaşı ile Fransa’dan aldığı, zengin kömür yataklarıyla bilinen Alsas-Loren bölgesi kaybedildi. Sanayi’nin merkezi olan Saar, Milletler Cemiyeti’nin himayesi altına geçti. Ordu ve sanayi alanındaki yenilikleri engellenen Almanya, ağır savaş tazminatlarını da ödemek zorundaydı. Bu tazminatları para basarak çözmeye çalışan Almanya’yı çok büyük bir enflasyon krizi bekliyordu. Kasım 1923’te 1 Amerikan Doları 4,2 trilyon Alman markına eşit oldu. Yalnızca birkaç yıl içerisinde ürünlerin fiyatları milyonlarca kat arttı. Almanlar ekmek almaya paralarını el arabalarına doldurarak gidiyorlardı. Halk fırın yolundayken parasının değeri hızla azalmaya devam ediyordu. Bu durum Almanya’da cumhuriyete olan güvenin kaybolmasına yol açarken işçileri de komünistliğe ve sosyal demokratlığa doğru sürüklemiş oldu.

Hitler Sahneye Çıkıyor!

Komünistlerin ve sosyal demokratların arasındaki rekabet, nasyonal sosyalistlerin zekice hazırlanmış propagandalarıyla birleşince Adolf Hitler liderliğinde bambaşka bir Almanya dünya sahnesine çıktı.

Avrupa’da iki dünya savaşının arasında bulunan ve Lokarno Dönemi olarak bilinen “altın çağ” Fransa ve Almanya arasındaki gerilimi en aza indirmişti fakat sadece 5 yıl dayanabilen bu dönem, yerini II. Dünya savaşı hazırlıklarına bıraktı. Versay Antlaşması gereğince Almanya ordu kuramaz ya da ordu için araç gereç geliştiremezdi. Ama Versay Antlaşması Hitler’in durduramadı bu antlaşmayı yok sayarak yerin 7 kat altında da olsa uçaklar ve tanklar üretmeye başladı. Avrupa’da sulhu korumak için kurulan Milletler Cemiyeti’nden de ayrılan Hitler niyetini çok açık bir şekilde ortaya koymuştu.

1 Ekim 1939 sabahı Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan bu savaş, 6 yıl içerisinde Avrupa topraklarını 55 milyon insana mezar etti. Almanya bir dünya savaşından daha mağlup ayrıldı.

Yeni Müttefik: Amerika

Versay’dan kalma tazminatlarla birlikte Almanya’nın borçları GSMH(Gayri Safi Milli Hasılası)’nın %200’ünü bularak 32 milyar mark oldu. Üstün Alman disiplini bile bu borcun altından kalkamazdı. Bunu fark eden ABD, I. Dünya savaşından sonra Avrupa’da az da olsa hissedilmeye başlanan Komünizm rüzgarının, dünyayı etkisi altına alan bir kasırgaya dönüşebilme düşüncesinden çok tedirgindi. Bu yüzden bu süreçte uzlaşmaya sağlamak adına kolları sıvadı.

Meşhur Marshall Planı ile Avrupa’daki birçok ülkeye ekonomik yardımlarda bulunan ABD, komünizmin etkisini azaltma yolunda emin adımlarla ilerliyordu. ABD’nin Avrupa’nın merkezinde bulunan Almanya’yı yeniden ayağa kaldırmak adına yaptığı 1,4 milyar dolarlık yardım yeterli görünmüyordu. Almanların yeniden doğuşu aslında Marshall Planı değil ABD’nin arabuluculuğunu yaptığı Londra Antlaşması sonucunda oldu. Bu antlaşmaya göre 32 milyar mark olan borç 15 milyara indirildi ve bu borcun ödemeleri Almanya’nın ticaret fazlası vermesi şartına bağlandı. Bu sayede Almanya’dan alacaklarını tahsil etmek isteyen devletler Almanya ile ticaret yapmak zorunda kaldı ve Almanlar bu sayede çok büyük bir pazar elde ettiler ve ihracata dayalı bir ekonomi kurdular.

Robert Schuman (1886-1963)

Almanya ezeli düşmanlarından Fransa ile hem siyasi yakınlaşma sağlayarak dünya kamuoyundaki durumunu değiştirmek hem de ticareti geliştirmek adına 1951 yılında Robert Schuman’ın önderliğinde “Montanunion” olarak bilinen Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kurdu. Daha sonra bu topluluk BENELÜKS (Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) ülkeleri ve İtalya’nın da katılımıyla genişledi.  1957 yılında Roma antlaşmasıyla birlikte bu topluluk “Avrupa Ekonomik Topluluğu” adını aldı ve 1969 yılında topluluğa katılmak adına Birleşik Krallık, İrlanda, Norveç ve Danimarka başvurularda bulundu ve değerlendirmeler sonucunda 1972 yılında Norveç dışında diğer üç ülke birliğe kabul edildi. Bunları takiben 1981’de Yunanistan, 1986’da Portekiz ve İspanya topluluğa katıldı. 1992 yılındaysa Maastricht Antlaşması yapıldı ve topluluk “Avrupa Birliği” adını aldı. 1995 yılında Euro resmen kabul edildi Avusturya, Finlandiya ve İsveç birliğe katıldı. 2002 yılında Euro kullanılmaya başlandı.

Günümüzde 28 ülkeden oluşan Avrupa Birliği’nin kurucusu olan Almanya, birliğin lokomotifi olarak biliniyor. Almanya, 83 milyon nüfusuyla AB’nin en kalabalık ülkesi ve 3,344 trilyon Euro’luk GSYİH (Gayri Safi Yurt içi Hasıla) ile birliğin en büyük ekonomisi olmasının yanında büyümeye de hızla devam ediyor. Hatta Financial Times dergisinin yaptığı araştırmalar sonucunda Avrupa’daki en hızlı büyüyen 1000 Şirket’in 230’unu Alman şirketler oluşturuyor.

2010’ların başlarından günümüze değin etkileri az da olsa süren Avrupa ekonomik krizinin Almanya’ya uğramaması ve Alman ekonomisinin gün geçtikçe güçlenmesi de Almanya’nın en hızlı büyüyen şirketlere ev sahipliği yapabilmesinin en önemli etkenlerindendir. Alman ekonomisinin büyümesinde eğitim, altyapı ve toplumsal uzlaşı dışındaki en önemli faktör de 500’den az çalışanı bulunan orta ölçekli işletmelerdir. Ayrıca “Endüstri 4.0” teriminin ve faaliyetlerinin mucidi sayılabilecek Almanya, üretim gücünü ve üretim hızını her geçen gün daha da arttırıyor. Ancak bu durum aslında Alman ekonomisinin yumuşak karnını da oluşturuyor. İhracata bağımlı olan Alman ekonomisinin son dönemde konuşulmaya başlanan Brexit, Frexit, Italeave gibi Avrupa Birliği’nden ayrılma düşüncelerinden çok hoşlanmadığı aşikâr. Bu nedenle Avrupa Birliği içerisindeki abi rolünü korumak ve ekonomik kolaylıklarını kaybetmemek için canla başla çalışmak zorunda. Önümüzdeki yıl Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenecek olan Almanya, bu dönemde ticari ve siyasi kaderini tayin edecek ve gerekli önlemleri alamazsa Alman ekonomisi sekteye uğramaktan kaçamayacak gibi görünüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here