Ekonomik Büyüme Nedir? Ekonomik Büyüme Modelleri Nelerdir?

Günlük yaşantımızda on binlerce kelime kullanıyor, binlerce cümle kuruyoruz. Kullandığımız her cümleyi bilinçli olarak mı kuruyoruz? Veya başka bir ifade ile, kullandığımız her cümle içerisindeki her kelime hakkında fikir sahibi miyiz? Bana sorarsanız çok da bilinçli konuşuyor veya kullandığımız her kelimenin ne anlam ifade ettiğini biliyor değiliz. Neyse ki bu yazımda kelime bilinci gibi bir konu anlatmak niyetinde değilim.

Bu yazımda günlük yaşantımızda kullandığımız bir kavramın ne anlam ifade ettiğini, bu kavramın dinamiklerinin neler olduğunu ve tarihsel süreç içerisinde bu kavrama olan bakış açılarına değinmek istiyorum. Bu kavram, başlıkta da gördüğünüz gibi “Ekonomik Büyüme“.
Ekonomik büyüme, yılın her çeyreğinde sürekli olarak duyduğumuz bir kavramdır. Falanca yılın 2. çeyreğinde ekonomi %x kadar büyüdü veya küçüldü gibi. İsterseniz gelin bu kavramı yukarıda da belirttiğim meseleleri merkeze alarak değerlendirelim.

Ekonomik Büyüme Nedir?

Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki; ekonomik büyüme kavramını tek taraflı ele almak hatalı olur. Bundan dolayı ekonomik büyüme kavramını hem mikro hem de makro açıdan ele almak daha doğru olacaktır.
Mikro açıdan ekonomik büyüme kavramı daha çok işletmeler açısından ifade edilmektir. Bilindiği gibi işletmelerin en temel amacı karlılıktır ve faaliyetlerini bunu merkeze alarak gerçekleştirirler. Bundan dolayı mikro açıdan ekonomik büyüme; şirketin üretim kapasitesini arttırması ve piyasa değerini artırması anlamına gelmektedir. Yani bir işletme piyasa değerini artırarak ekonomik büyümesini sağlamış olabilir.
Makro açıdan ekonomik büyüme kavramı daha çok ülkeler açısından ifade edilmektedir. Bu açıdan literatürde en çok tercih edilen ekonomik büyüme tanımı İngiliz İktisatçı Joan Robinso’nun ortaya koyduğu tanımdır. Robinso’nun tanımına göre ekonomik büyüme; “bir ülkenin kişi başına düşen veya toplumdaki üretim artışıdır”.

Ekonomik Büyümenin Temel Faktörleri

1970 Nobel Ekonomik Ödülü alan Amerikalı İktisatçı Paul Samuelson ve 2018 Nobel İktisadi Bilimler Anma ödülünün sahibi Amerikalı İktisatçı William Nordhaus birlikte hazırladıkları ekonomi ders kitabında Ekonomik büyümenin temel faktörlerini; Beşeri Kaynaklar, Doğal Kaynaklar, Sermaye, Teknolojik Değişim ve Yenilik olarak ifade ediyorlar.
Biz de sırayla bu 4 faktörün ekonomik büyüme için ne anlam ifade ettiğini ele alalım.

Beşeri Kaynaklar

Birçok kaynakta en kısa anlatılan ve insana dair her şey diyerek geçilen bir faktör. Ancak kısa anlatılması Beşeri Kaynakların ekonomik büyümeye etkisinin az olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine diğer tüm faktörlerin gerçekleşmesi yani ekonomik büyümenin sürdürülebilir hale gelmesinin en büyük ve kritik faktörüdür. Çünkü beşeri kaynaklar; sizin yapacağınız her işe anlam katan, her işin ortaya çıkması için gerekli düşünce sistemini sağlamış ve bunun uygulamaları hayata geçirerek +1 üstünlük sağlanmasını mümkün kılan insan odaklı bir faktördür.

Ancak ülkelerin veya işletmelerin insan sayısı o ülke veya işletmenin ekonomik büyümesi sürdürülebilir demek büyük bir hatadır. Çünkü beşeri kaynaklarda önemli olan faktör insan sayısı değil insanın niteliğidir. Bundan dolayı bir ülke veya işletme sürdürülebilir bir ekonomik büyüme yakalayabilmesi için çatısı altında nitelikli insan gücüne sahip olması gerekmektedir. Ayrıca bu insan gücünü zamanın gerekliliklerine uygun olarak gelişmesini ve değişmesini sağlamak zorundadır. Aksi taktirde belirli bir zaman sonrasında yaşanan bir değişimle bugün nitelikli olarak bahsedebileceğimiz bir kişi yarın sıradanlaşabilir.

Doğal Kaynaklar

Yeraltı ve yerüstünde bulunan doğalgaz, petrol, su, orman vb. tüm her şey doğal kaynak olarak ifade edilebilmektedir.
Doğal kaynaklar aslına bakarsanız diğer faktörlere göre kendi başına bazen çok anlamlı ve değerli bazen ise çok anlamsız ve değersiz bir duruma gelebilir. Örneğin Arabistan için petrol , Norveç için balıkçılık veya Kanada için doğalgaz önemli ekonomik büyüme kaynakları olabilir. Ancak benzer doğal kaynaklara sahip olup herhangi bir ekonomik büyüme sağlayamamış birçok ülke de bulunmaktadır.

Özellikle doğal kaynakları gelişen ve değişen teknoloji ile entegre bir halde planlamak ve kullanmayı gerekli kılıyor. Bu entegrasyon sağlanmadığında sadece petrolün üstünde yürümekten fazla öteye gidemeyebilirsiniz.

Sermaye

Ekonomik büyümenin faktörlerinden sermayeyi iki açından ele almamız gerekiyor. Birincisi; hepimizin bildiği Para, yani finansal sermayedir. Bir diğeri ise tüm üretim araçlarını içine alan sermayedir. Aslına bakarsanız sermaye olarak asıl merkeze aldığımız, üretim araçların tümüdür. Örneğin plastik kalıbı yapan bir fabrika için bu kalıpları çıkarıldığı makinalar o firma için sermaye niteliğindedir.

Teknolojik Gelişim ve Yenilik

Bir başka yazımda bu alt başlığı daha detaylı olarak ele almayı düşünüyorum. Ancak burada da kısaca değinmek gerekirse, zaman içerisinde insana ve yaşama dair oluşan tüm ihtiyaçların veya tanımlayamadığımız ihtiyaçların tamamının çözümü için yapılan tüm çalışmaları buraya dahil edebiliriz. Kaşıkla limon sıkmak yerine limon sıkacağı üretmek bir yenilik olduğu gibi tuşlu telefondan dokunmatik telefona geçmek de bir yeniliktir. Ancak teknolojik gelişim bu durumdan farklı olarak kendi içinde çok daha farklı bir yere oturmaktadır.

Ekonomik Büyüme Modelleri

İktisat, insanlığın varlığı ile paralel var olan ve ilerleyen bir disiplindir. Kendi içinde tarihsel süreç içerisinde birçok değişiklik yaşamış ve birçok çalışmadan etkilenerek kümülatif bir şekilde ilerlemiştir. Bu bağlamda ekonomik büyüme kavramı da dünden bugüne farklı iktisat ekolleri tarafından farklı perspektiflerden alarak değişimler yaşamıştır. Bu başlık altında Merkantilizmden başlayarak bugüne kadar ekonomik büyüme nasıl ifade edildiğine değineceğim. Ama merak etmeyin uzun uzun her görüşü ele almayacağım, dönemi için önemli olan görüşleri birkaç cümle ile ifade ederek bitireceğim.

Merkantilizm

16. yy ’da Avrupa’da başlayan ve neredeyse 18.yy sonlarına kadar etkisini gösteren Merkantilizm bir ulusun zenginliğini sahip olduğu altın, gümüş gibi değerli madenlerden ibaret olduğu ifade etmektedirler. Merkantilistlerin temel görüşlerinden bir diğeri ise dünyada bulunan paranın miktarının sabit olmasıdır. Bundan dolayı ekonomik büyümeyi sağlayabilmek için ülke içindeki üretimi (özellikle sanayi üretimini) artırıp dışarıya mal satıp diğer ülkelerin altın, gümüş gibi madenlerini alarak sağlayabileceklerini savunur. Buradan hareketle ülkelerin ihracat oranlarını artırması ithalat oranlarını olabildiğince minimize etmesi gerektiğini ifade ederler. Bu sebeple dış ticarette korumacı bir politika izlemişlerdir.

Fizyokrasi

En basit haliyle tarımsal kapitalizm olarak ifade edebiliriz. Fizyokratlar ekonomik büyümenin sağlanması için tarıma verilen önemin arttırılmasını savunmuşlardır. Fransa’da ortaya çıkmıştır, merkantilizme tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Klasik Dönem

Klasik dönem içerisinde; Adam Smith, Malthus, Ricardo, K. Marx, Schumpeter, Keynes gibi iktisatçıların görüşlerinden oluşmaktadır. Ben bu iktisatçılar arasından Adam Smith ve Schumpeter’in görüşlerine değinmek istiyorum.

Adam Smith’in Büyüme Modeli

Adam Smith’i duyduğumuzda ilk aklımıza gelen 1776 yılında yazdığı “Ulusların Zenginliği” kitabıdır. Smith, iktisat görüşlerini ifade ettiği bu kitapta kendi düşüncesi ve iddiasına uygun bir ekonomik model ortaya koymuştur. Literatüre baktığımız zamanda ekonomik büyüme kavramını ele alan ve bunu analizlerle değerlendiren ilk iktisatçıdır. Ve ekonomik büyümenin sağlanabilmesi için gerekli olan şeyin İş bölümü olması gerektiğini ifade etmektedir.

Ulusların zenginliği kitabında iş bölümünü anlatırken toplu iğne üretimi örneğini vermiştir. Bir çalışandan gün içerisinde bir adet toplu iğne üretmesini beklemek yerine, toplu iğne üretim süreci ayrı ayrı aşamalara bölünüp bu aşamalar farklı bir işçiye verilip, hem işçilerin kendi çalıştıkları alanda uzmanlaşmaları, hem de genel anlamda daha fazla toplu iğne üretimi gerçekleştirmeyi sağlayacaktır. Böylelikle iş bölümü sayesinde; uzmanlaşma, verimlilik, üretim artışı gibi durumları sağlayacaktır.

Schumpeter’in Büyüme Modeli

Ekonomik büyüme açısından aslında bakarsanız inovasyon odaklı çalışmayı Schumpeter gerçekleştirmiştir. Ekonomik büyümenin sağlanabilmesi için “Yaratıcı Yıkım” yapılması gerektiğine inanmaktadır. Yaratıcı yıkım ise teknolojik gelişmeler ve yeniliklerle sağlanabileceğine inanmaktadır. Aslında bugün itibariyle baktığımızda Schumpeter’in yaratıcı yıkım anlayışı temelinde çalışmalar devam etmektedir.

Peki Bugün?

Geldiğimiz noktada artık çok daha hızlı değişen ve gelişen bir dünya var. Bundan dolayı ekonomik büyümenin sürdürülebilir olması çok daha zor bir hale gelmiştir durumda. Bu zorluğu aşabilmenin yolu ise daha inovasyonel işler ortaya koymaktan geçiyor.


Peki, inovasyonu nasıl tanımlamalıyız? Hangi dinamikler, inovasyonun sağlanabilmesi için gereklidir? O zaman bir sonraki yazıda bu başlık altında konuşmaya devam edelim.

PAYLAŞ
ismailunal
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencisiyim. İnsan kaynakları , yönetim ve organizasyon alanlarına ilgi duymakla beraber iktisat tarihi , politik iktisat ve finans alanlarında kendimi geliştirmek için birçok çalışma gerçekleştiriyorum. Amfiweb aracılığıyla da ilgi duyduğum alanlarda yazı yazma imkanı buluyorum. Ayrıca Amfiweb de bulunan farklı konulardaki yazıları takip ederek birçok konuda bilgi sahibi olma imkanı elde ediyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here