Her Tıp Öğrencisinin İzlemesi Gereken 3 Film

Çocukluğumdan beri vazgeçemediğim bir hayalim ve bir tutkum vardı. Hayalim; ne olursa olsun bir şekilde tıp fakültesini kazanmak istiyordum, vazgeçemediğim tutkum ise çocukluğumdan beri bırakamadığım film izleme merakımdı. Ve geride bıraktığım günlerden sonra bugün tıp eğitimi açısından en önemli fakültelerden biri olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin öğrencisiyim ve bu yıl tıp fakültesinde 4. senem. Hiçbir sanatsal yeteneğim olmasa da sanata karşı çok fazla ilgim var. Özellikle de yukarıda da belirttiğim gibi en büyük tutkum olan filmlere yani sinemaya. Yıllardır yüzlerce film ve dizi izledim. Bu tutkumu devam ettirebilmek için fakülteme başladığımdan beri fakültemizin sinema kulübüne katıldım. Ve hala sinema tutkusu olan bir doktor adayı olarak sinema kulübüne aktif olarak devam ediyorum. Sinema kulübü içerisinde çok iyi bir film izleme-yorumlama ekibimiz var. Tıp fakültesine girdiğim ilk günden beri ekip arkadaşlarımızla birçok film izleme ve yorumlama fırsatımız oldu. Özellikle ayda bir yaptığımız sinema geceleri (sabaha kadar film izleme ve yorumlama etkinliği) fakültedeki en keyif aldığım zamanlardı. Belki bir diğer yazıda gerçekleştirdiğimiz bu etkinlikten detaylı bir şekilde bahsederim. Ama bugün ben bu yazımda sizlere bir tıp fakültesi öğrencisinin izlemesi gerektiğini düşündüğüm 3 filmden bahsedeceğim. Aslında bakarsanız bu üç filmin sadece tıp fakültesi öğrencileri için değil herkes için çok faydalı olacağını düşünüyorum. Lafı hiç uzatmadan isterseniz filmlerden bahsetmeye başlayayım. Filmlere girmeden önce ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum: “Spoiler içermemesi için çok uğraştım. Ancak çok az  miktarda spoiler içerir.”

1.One Flew Over the Cuckoo’s Nest (Guguk Kuşu) (1975) (IMDb:8,7)

İlk filmimiz yayınlandığı tarihinde çok büyük ses getiren ve filmle  aynı isimli bir kitaptan uyarlanmış olan bir film.

Akıl hastanesinden kaçmanın hapishaneden kaçmaktan çok daha kolay olacağını düşünen Randle McMurphy (Jack Nicholson) akıl hastası rolü yaparak akıl hastanesine yatırılır. İlk başlarda burada kısa bir süre kalıp hemen kaçış planını uygulamaya sokmayı düşünür. Ama geçirdiği vakit artınca yanındaki hastaların aslında akıl hastası olmaktan çok toplum normlarına uyum sağla(ya)mayan ve dışarıdaki insanlardan çok daha iyi kalpli çok daha akıllı olduklarını fark eder. Ve oradakilerle yakın bir dostluk ilişkisi kurmaya başlar. Beraber yaptıkları aktiviteler hastaların durumunu farklı bir yere getirmeye başlayınca otoriter ve çok katı olan başhemşire Mildred Ratched (Louise Fletcher) bu durumdan çok rahatsız olmaya başlar. Bundan sonra başına buyruk ve neşeli McMurphy ile diktatör ve kuralcı Ratched arasında amansız bir psikolojik savaş başlar.

Oyunculuklar, senaryo, görüntü ve sinematografi açısından enfes bir film. Filmimiz sinema tarihinde ‘Big Five’ denilen beş en önemli oscarın (en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erken oyuncu, en iyi kadın oyuncu, en iyi senaryo) hepsini kazanan 3 filmden biridir.

2. A Beautiful Mind (Akıl Oyunları) (2001)(IMDb:8,2)

İkinci filmimiz John Nash isimli Nobel ödüllü matematikçinin gerçek hayatından ilham alınarak çekilen bir film.

John Nash (Russell Crowe) çoğu üstün zekâlı insan gibi asosyal bir üniversite hayatı geçirir. İnsan ilişkileri de dâhil olmak üzere hayatındaki her şeyi matematik formülüne çevirerek yaşamını süren kahramanımız mutlu bir evlilik de yapar. Bir süre sonra eşi ve arkadaşları hareketlerinde bir gariplik olduğunu sezerek uzmanlara başvururlar. Birkaç testten sonra John Nash’in paranoid şizofren olduğu ortaya çıkar. Bundan sonra yapması gereken kendi aklını kullanarak bu hastalıktan kurtulmanın bir yolunu bulmaktır. Spoiler vermemek için ancak bu kadar anlatabildim.

Filmdeki gizem ve gerilim havası bir an bile peşinizi bırakmıyor.En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi yardımcı kadın oyuncu ve en iyi uyarlama senaryo olmak üzere 4 tane Oscar ödülünün de sahibi.

3. Still Alice (Unutma Beni) (2014) (IMDb:7,5)

Üçüncü filmimiz de bir kitap uyarlaması. Tıp dünyasının en belalı hastalıklarından birini anlatıyor: Alzheimer

Columbia Üniversitesi’nde ünlü bir dilbilim profesörü olan Alice Howland (JulianneMoore) bir gün hafızasında terslik olduğunu fark edip doktora gider. Kendisine erken Alzheimer teşhisi konan Alice kolay kolay pes etmemeye niyetlidir. Büyük bir mücadeleye girer ve birçok Alzheimer hastasına dayanma gücü verir. Aynı zamanda hastalığının ailesel olduğunu öğrenen Alice çocuklarına karşı da büyük bir sorumluluk altına girer. Biri doktor biri avukat olan çocuklarının yanında diğer çocuğu (Kristen Stewart) tiyatro oyuncusu olmak ister. Çoğu ebeveyn gibi bu mesleği gerçek bir meslek olarak görmeyen Alice kızıyla da yüzleşmek zorundadır. Hastalığından sonra bütün hayatını gözden geçiren ve geçmişine bir yolculuk yapan Alice için düşünecek çok şey ama az zaman vardır.

Durgun konusuna rağmen hiç sıkılmadan izleyebileceğiniz bir dram filmi. En iyi kadın oyuncu oscarını da kucaklayan JuliannaMoore’un etkileyici oyunculuğuyla filmi izlemek de ayrı bir keyifli.

PAYLAŞ
Ahmet Yuşa KAPLAN
İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiyim. Herhangi bir sanatsal yeteneğim olmasa da sanata çok ilgiliyim. Yoğun okul hayatımda sınav haftalarından sıyrılabildiğim vakitlerde bol bol sinemaya, tiyatroya ve bulabildiğim bütün sanatsal faaliyetlere katılıyorum. Fakültemizin Sinema Kulübünde de aktif olarak görev alıp etkinlikler düzenliyoruz. Amfiweb aracılığıyla da bütün bunlar hakkında yazılar yazıp başka alanlar hakkında da yazılara ulaşabiliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here