Yönetmen Dosyası #1 – Denis Villeneuve

İlk yazımda söylemiştim: “Ben sinemaya tutkun bir doktor adayıyım.” Bundan dolayı genellikle yazılarımı filmler ile ilgili yazıyorum. Bu yazım da yine sinema ile alakalı olacak. Ama bu sefer sizlerle yönetmen dosyası açacağız. Yani bir yönetmen seçip o yönetmenin benim gözümden en iyi filmlerini sizlere anlatacağım. İlk yönetmenimiz Denis Villeneuve. Villeneuve’e geçmeden önce bir yönetmenin ne anlama geldiğini size bir ameliyat üzerinden anlatayım. Ameliyat anı izleyebileceğiniz en gerçek filmdir. Acı, korku, heyecan, panik, kuşku, sevgi, mutluluk vs. tüm tutkuları içinde yaşatan bir film. Oyuncular: hemşire, ameliyat masasında yatan hasta, asistan doktorlar, anestezist, uzman doktorlar… Filmin konusu ise masada yatan kurtulacak mı? Bu filmin başarıyla çekilmesi için tüm oyuncuların birbiri ile uyum içinde oynaması ve asla hata yapmaması gerekir. İşte tüm oyuncuların hata yapmaması için o oyuncuları ve filmi yöneten bir doktor vardır. O da bir filmin yönetmenidir. Şimdi neşter yönetmenin elinde ve 3 – 2 – 1 kayıt!

Günümüzde artık memur gibi çalışan yönetmenlerin aksine bazı yönetmenler Hollywood’da olmalarına rağmen kendi ideallerinden hiç ödün vermeden filmlerini çekmeye devam ediyor. Denis Villeneuve bu yönetmenlerin başında gelenlerden. Şu ana kadar 9 uzun metraj ve birçok kısa filmi vardır. Öncelikle Villeneuve ile nasıl tanıştığımı anlatayım. Aynı yönetmene ait olduğunu bilmeden hepsi farklı mekân ve farklı zamanlarda olmak üzere bütün filmlerini izledim. En son Incendies filmini izledikten sonra yönetmene baktım ve bu filmlerin hepsinin aynı kişi tarafından çekildiğini fark ettim. Çoğunluğunu aşırı derecede olmak üzere bütün filmlerini beğendim. Bu yazımda Denis Villeneuve’ün en sevdiğim filmlerinden birkaçını eser miktarda spoiler olacak şekilde anlatıcam. (Bu arada isminin okunuşu: ‘Döni Vilnöv’)

Arrival (Geliş) (2016) (IMDb:7,9) (Benim Puanım:9,5)

Gerilimli ve ağır havasıyla izlerken koltuğa gömüleceğiniz harika bir film.

Yıllardır çekilen bütün uzaylı filmlerinden özgün konusuyla kolaylıkla sıyrılıyor. Alıştığımız uzaylı filmleri: insana benzeyen yaratıklar, dünyanın istilası, içi boş aksiyon sahneleri, İngilizce konuşan uzaylılar… Bütün bu klişelerden sıkıldıysanız Arrival imdadınıza yetişiyor. İletişim konusunu her zaman çok sevmişimdir. Ve bu film çok açık bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Beden dilini bile kullanamadan, tamamen farklı dillerle nasıl iletişim kurulabilir? Filmin şaşırtıcı sonu da filmin göründüğünden bambaşka bir yerde olduğunu kanıtlıyor. Bunlardan başka söyleyeceğim her şey spoiler olacağı için sizi filmi izlemeye davet ediyorum.

En iyi film de dahil olmak üzere 8 dalda Oscar’a aday olmasına rağmen sadece ‘en iyi ses kurgusu oscarı’nı kazanmıştır. Bu arada Arrival 10 puan verdiğim 14 filmden birisi.

Incendies (İçimdeki Yangın) (2010) (IMDb:8,3) (Benim Puanım:8,5)

Denis Villeneuve’ün dünya çapında tanınırlığının başladığı film.

Ünlü yazar Wajdi Mouawad’ın bol ödüllü tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanmıştır. Annelerinin ölümünden sonra bıraktığı mektupla ailelerinin geçmişini araştırmak üzere Lübnan’a giden Jeanne ve Simon’un trajik hikâyelerini izliyoruz. Yolculukları üzücü bir aşk hikâyesiyle başlayıp, iç savaşla hapisteki işkenceyle ve sürgünle devam eder. Annelerinin geçmişini araştırdıkça duygusal karmaşalar yaşarlar ve bazen ne yapmaları gerektiğini bile bilemezler. Annelerinin yaşadıklarını öğrendikçe kendi geçmişleriyle de yüzleşmeleri gerekecektir. Son olarak izlediğim yüzlerce filmden en etkileyici sona sahip filmlerden biri olduğunu söylemeden geçemicem.

Trajedilerle dolu bu film dram severler için bir başyapıt niteliğinde.

Prisoners (Tutsak) (2013) (IMDb:8,1) (Benim Puanım:9)

Konu itibariyle ağır ve sıkıcı görünse de gözümü bile kırpmadan bitirdiğim enfes bir film.

Misafirliğe gittikleri arkadaşlarının küçük kızı ile kendi kızları dışarı oynamak için çıkar ve bir daha dönmezler. Çok ağır bir acı içerisinde olan aileler polis tüm kasaba halkıyla beraber seferber olurlar. Davaya atanan dedektif (Jake Gyllenhaal) haricinde polis bir süre sonra pes eder. Kızlardan birinin babası (Hugh Jackman) ve dedektifin ayrı ayrı yaptıkları araştırmalar sürdükçe yıllar öncesine dayanan olaylar aydınlanmaya başlayacaktır. Mükemmel bir gizem ve dram filmi için hepinizi Prisoners izlemeye çağırıyorum.

Yükselen yıldız Paul Dano ve zaten yükseklerde olan yıldızların (Hugh Jackman, Jake Gyllenhaal) olağanüstü performansları da filmin bu kadar kaliteli olmasında çok büyük bir etken.

Enemy (Düşman) (2013) (IMDb:6,9) (Benim Puanım:8)

Simge ve imgelerle dolu bir psikolojik gerilim filmi.

Filmin içindeki sürreal esintilerle tür olarak kendi tarzından biraz uzaklaşmış olsa da filmin havası yine kendi tarzında ilerliyor. Üniversitede tarih dersi veren Adam (Jake Gyllenhaal) sıkıcı ve monoton bir hayat sürmektedir. Kız arkadaşının sevgisi ve sadakatinden de şüpheli bir şekilde ilişkisini yürütmeye çalışmaktadır. Bir gün arkadaşının tavsiyesi üzerine bir film izlerken oyunculardan birini kendine çok benzetir. Ve bundan sonra o kişinin peşine düşer. Araştırmaları ilerledikçe belki de hiç bulmak istemediği bilgilere ulaşacaktır. Şüphe kavramını kafamıza kazıyan Denis Villeneuve bazı kararları da seyirciye bırakıyor.

Şok edici finalini izledikten sonra filmi tekrar tekrar izlemek isteyeceksiniz.

Blade Runner 2049 (Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı) (2017) (IMDb:8,0) (Benim Puanım:7,5)

Ağır temposu ve uzun süresine rağmen sizi filmin içine çekecek olan bir görsel şölen.

Kendini kanıtlamış kült filmlerin devam filmlerini çekmek çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanmıştır (ör: Alien serisi, Terminator serisi). Ama söz konusu Denis Villeneuve olunca işler değişiyor. 1982 tarihli Ridley Scott tarafından çekilen ve distopik filmlerin babalarından sayılan Blade Runner filminin devam filmini çekmek büyük sorumluluk gerektiriyordu. Ve Villeneuve bu işin altından büyük başarıyla kalktı. İlk filmin bütün inceliklerini korumak şartıyla kendi tarzını filme çok güzel entegre etti.

Polis Departmanı’nda çalışan Memur K (Ryan Gosling), uzun zamandır saklı kalan bir sırrı açığa çıkartır. Bir felaketi önleyebilmesi için eski ödül avcısı Rick Deckard’ı (Harrison Ford) bulup ondan bazı sorularına yanıt alması şarttır. İkisi beraber çok gizemli ve bir o kadar da tehlikeli bir maceraya atılırlar.

PAYLAŞ
Ahmet Yuşa KAPLAN
İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiyim. Herhangi bir sanatsal yeteneğim olmasa da sanata çok ilgiliyim. Yoğun okul hayatımda sınav haftalarından sıyrılabildiğim vakitlerde bol bol sinemaya, tiyatroya ve bulabildiğim bütün sanatsal faaliyetlere katılıyorum. Fakültemizin Sinema Kulübünde de aktif olarak görev alıp etkinlikler düzenliyoruz. Amfiweb aracılığıyla da bütün bunlar hakkında yazılar yazıp başka alanlar hakkında da yazılara ulaşabiliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here